Mülakatın son turundaydım. Karşımda genel müdür yardımcısı vardı, masada kahve, ofis sessiz ve düzenliydi. "Burada esnek çalışma kültürümüz var" dedi.
Mülakatın son turundaydım. Karşımda genel müdür yardımcısı vardı, masada kahve, ofis sessiz ve düzenliydi. "Burada esnek çalışma kültürümüz var, istediğin saatte gelip istediğin saatte çıkabiliyorsun, önemli olan işin bitmesi" dedi. Ekledi: "Kariyer planımız net — altı ayda bir performans görüşmesi yapıyoruz, terfi yolları şeffaf." O gün işi kabul ederken hiç tereddüt etmedim.
İlk çatlaklar
İlk iki hafta gerçekten söylenen gibiydi. Saat 10'da gelip 19'da çıkan biri vardı, kimse bir şey demedi. Üçüncü haftadan itibaren, sabah standup toplantısının 09.15'e sabitlendiğini öğrendim — "esnek" olan saat, aslında tek bir toplantının etrafında dönüyormuş. O toplantıya geç kalanların isimleri, haftalık ekip e-postasında "devamsızlık" başlığı altında geçiyordu.
Performans görüşmesi konusu ise hiç gündeme gelmedi. Üç ay sonunda sorduğumda, yöneticim "şu an yoğunuz, önümüzdeki çeyreğe bırakalım" dedi. Önümüzdeki çeyrek de aynı cümleyle geçiştirildi.
Üç ay sonrasının gerçekliği
Bir Cuma akşamı, saat 18.50'de, ertesi Pazartesi teslim edilmesi gereken bir sunumun bana geldiğini hatırlıyorum. "Hafta sonu göz atarsın" notuyla gelmişti. O anda fark ettim ki mülakattaki "işin bitmesi önemli" cümlesi aslında "iş her ne pahasına olursa olsun bitmeli" anlamına geliyormuş — mesele saatlerin esnekliği değil, sınırların hiç olmamasıymış.
Aynı hafta, üç ay önce bana kariyer planından bahseden genel müdür yardımcısının, ekip toplantısında "biz burada plan yapmayız, akışa göre ilerleriz" dediğini duydum. Kimse bir şey sormadı. Ben de sormadım — artık sormanın bir anlamı olmadığını biliyordum.
Ne öğrendim
Şunu öğrendim: mülakatta anlatılanla işe başladıktan sonra yaşanan arasındaki fark, kötü niyetten değil, çoğu zaman söylenenin hiç ölçülmemesinden kaynaklanıyor. "Esnek çalışma" diyen kişi belki gerçekten öyle inanıyordu, ama bunun nasıl işlediğini takip eden kimse yoktu. Sözler, kimsenin sorumlu tutulmadığı bir yerde kolayca söyleniyor.
Bu hikâyeyi belirli bir şirket hakkında değil, tanıdık gelen bir örüntü hakkında yazdım — çünkü aynı boşluğu yaşayan tek kişi ben değilim. Sen de benzer bir farkla karşılaştıysan, kendi deneyimini paylaşmanı isterim. Bir tek hikâye "kötü şans" gibi görünür; benzer hikâyeler bir araya geldiğinde bir örüntü olur.


Yorumlar
Yanıtlar
SıralamaHenüz yanıt yok — ilk yanıtı sen yaz.