Saat 19:40. Ofisten çıkalı bir saat oldu, markete uğradın, eve girdin. Telefon titriyor: "Kusura bakma, acil değil ama yarın sabah ilk iş lazım olacak."
Saat 19:40. Ofisten çıkalı bir saat oldu, markete uğradın, eve girdin. Telefon titriyor. "Kusura bakma, acil değil ama yarın sabah ilk iş lazım olacak." Mesajı yazan kişi de biliyor ki bu saatte "yarın hallederim" demek mümkün değil — "yarın sabah ilk iş" dediği an, bu akşamın bir parçası hâline geliyor zaten.
Kağıt üzerinde mesai 09.00-18.00 arası. Bordroda öyle yazıyor, iş sözleşmesinde öyle yazıyor. Pratikte mesai, son mesajın cevaplandığı saatte bitiyor. İki saat arasındaki fark hiçbir yerde kayıtlı değil — ne fazla mesai olarak geçiyor, ne izin olarak, ne de bir şikâyet konusu oluyor. Sadece "böyle bir kültür" oluyor.
Neden hayır diyemiyoruz
Sorun basit bir zayıflık meselesi değil. Hayır demenin maliyeti çok net, faydası ise belirsiz. Bir mesajı görmezden gelmek, ekip toplantısında "dün akşam mesajıma dönmedin" cümlesiyle geri gelebilir. Ama mesajı cevaplamanın hiçbir karşılığı yok — teşekkür bile çoğu zaman gelmiyor, çünkü zaten "normal" karşılanıyor.
Bu asimetri, çalışanı sessizce hep "evet" diyen tarafa itiyor. Bir kere cevap verdin mi, bir dahaki sefere cevap vermemek daha da garip kaçıyor — sanki bir hak elde etmişsin de o hakkı geri veriyormuşsun gibi bir hisle karşılaşıyorsun.
Aciliyet dili nasıl işliyor
"Acil değil ama" cümlesi kendi içinde çelişkili. Bir şey gerçekten acil değilse, mesai saatleri içinde de beklenebilir. Ama bu ifadenin asıl işlevi aciliyeti tarif etmek değil, göndereni rahatlatmak: "Ben nazikçe sordum, sen istersen cevap verme" demiş oluyor — oysa herkes biliyor ki cevap gelmezse bu hatırlanacak.
Buna bir de "ekip ruhu" söylemi ekleniyor. "Biz bir ekibiz, birbirimize destek oluruz" cümlesi güzel bir cümle; ama tek yönlü işlediğinde, yani yalnız çalışanın esneklik göstermesi beklendiğinde, bir dayanışma ifadesi olmaktan çıkıp bir talep aracına dönüşüyor. Şirketin çalışana akşam 9'da esneklik göstermesi beklenirken, çalışanın izin talebinde aynı esnekliği görmesi nadiren aynı hızda oluyor.
Sessizce kural hâline gelmesi
Bunun en tehlikeli tarafı, hiçbir zaman resmî bir kural olarak konulmaması. Kimse "mesai sonrası mesajlara cevap vermek zorunludur" diye bir politika yazmıyor. Böyle bir politika yazılsa muhtemelen itiraz edilir, hatta yasal bir sorun olur. Ama yazılı olmayan bir beklenti, itiraz edilecek bir madde bile sunmuyor ortaya.
Yeni işe başlayan biri bunu ilk haftalarda öğreniyor — kimse anlatmıyor, gözlemliyor. Akşam 8'de cevap veren bir meslektaşının ertesi gün "aferin" almadığını, ama cevap vermeyenin bir şekilde "ilgisiz" olarak anıldığını görüyor. Bu, yazılı bir kuraldan çok daha güçlü bir öğretim yöntemi.
Zamanla mesai saatleri iki katmanlı hâle geliyor: resmî olan ve fiilî olan. Aradaki fark hiçbir yerde ölçülmüyor, hiçbir yerde telafi edilmiyor — sadece birikiyor.
Bunun bir çözüm listesi olmadığını baştan söylemiştik. Amaç, "mesai sonrası hızlı cevap" ile "iyi çalışan" arasında kurulan sessiz denklemi adlandırmak. Bir şeyin adı konduğunda, en azından artık üzerine konuşulabiliyor.


Yorumlar
Yanıtlar
SıralamaHenüz yanıt yok — ilk yanıtı sen yaz.